Bu yıla çok güzel umutlarla başlamış, devam eden yüksek faiz ortamının, ekonomik programın talep enflasyonu öngörüsü ile yönetilmesi, bu durumun önemli nedenlerinden olan araç ve konut piyasasının kontrol altına alınması amacıyla sıfır km olarak alınan araçların 2. El taşıt olarak satış şartı 6 ay – 6.000 km olarak belirlenmiş, konut tarafında ise kredilendirme durumunda kendisi veya eşinin mevcutta evi var ise 2. Evi kredili almanın zorlaşması, (2. Evin kredisi değerinin maximum %22,5 oranında ve faizin BSMV’si de alınarak kredilendirilmesi) reel piyasada denetimlerin artırılması ile birlikte enflasyonun da yılın başında görece aşağıya gelmesi ile birlikte TCMB’nin indirim döngüsüne gireceği umuduyla hayaller kurarken Şubat sonu ABD’nin İran’a başlattığı operasyon, bununla birlikte bir önceki yazımızda detaylı olarak üzerinde durduğumuz Hürmüz boğazı kapanışı ile petrolün 100 USD üzerine çıkması ile birlikte tüm dünyada olduğu gibi, burnumuzun dibindeki savaştan her zaman olduğu gibi en çok biz etkilendik. Zaten regülasyonlarla pamuk ipliğine bağlı giden finansal hayatımız savaşın başlaması ile birlikte birkaç gün hiç kredi veremeyecek kadar kötü oldu, her şeye alıştığımız gibi sanki bu operasyonun artı ve eksilerine de alıştık biraz, bu yazının hazırlandığı anlarda petrol 85,55 usd seviyelerinde, savaşın etkisi bir miktar azalsa da petrol nedeniyle enflasyonun yukarı gitme ihtimali bu yıl hala önemli gündem maddelerimizden birisi olarak karşımızda dimdik duruyor. TCMB en son Ocak ayında bir hafta vadeli repo faizini %38’den %37’ye indirmiş, son toplantıda da haftalık repo faizini de gecelik borç verme faizini de %40’da bırakarak değiştirmemişti.

Ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların etkilerini piyasada olumlu olarak görmekle birlikte, beraberinde yarattığı sorunlarda piyasada birikmektedir. Ağırlıklı olarak sanayi işletmesinin yoğun olduğu illerde kendini göstermektedir. Bu illerin başında Gaziantep yer almakta, konkordatolar, sıkışan firmalar, el değiştiren firmalar, olağan bir süreç olarak ortaklıktan ayrılan firmaların güçlerinin azalması ile zorlanmaları ile birlikte bankaların bu havalarda buluttan nem kapması da eklenince ağırlıkla bankalarla yoğun kredili çalışmak zorunda olan firmaların sorunları daha belirgin hale geldi. Hele hele ihracatı bulunmayıp TL kredi kullanmak zorunda olan firmalar birer ikişer havlu atmaya başladı. Temmuz sonu itibariyle bankalardaki toplam mevduatın %63’lük kısmı vadeli olarak yer alıyor. Bu rakam faizlerin düşük olduğu dönemlerde yaklaşık bu tutarın yarısıydı, bu para piyasadan çekildiği için zorlanan piyasada Haziran 2026 itibariyle karşılıksız çıkan tutar 162 milyar TL’ye ulaştı. Bu durum konkordato ve iflasları da tetikliyor, özellikle büyük şehirlerde Tekstil, inşaat, hazır giyim ve metal sektörlerinde konkordato ve iflaslar yoğunlaşıyor.
Savaşın etkisi ile enflasyon çıpasının yüksek kalması, yıl sonu enflasyon tahmininin %30’lar seviyesinde olması, kur artışının enflasyonun gerisinde kalması nedeniyle Türkiye hem vatandaşlar hem de yabancılar için pahalı ülke haline geliyor. Bu durum turizm gelirlerini de olumsuz etkiliyor. 2026 yılı ikinci çeyreğinde turizm gelirleri %2,7 azaldı, buna karşın turizm gideri %7,4 yukarı gitti. Buna göre ülkemizde kazanılan her 100 USD’nin 19 doları yurtdışına çıktı, turizmin cari dengeye sağladığı net katkı azalıyor.
Programın başladığı 2023 yılından bugüne kadar konuştuğumuz en önemli konu enflasyon; gıda, kira, konut, taşıt enflasyonu hepimizin hayatına bir yerden giriyor. Ancak önemli bir konu var, bu kadar uzun süre geçmiş olmasına rağmen, çoğu noktada yoğun tedbirler alınmış olmasına rağmen yapılan kamuoyu araştırmaları, önümüzdeki 12 ay içinde enflasyonun aşağı gelmesi yönünde bir izlenim yaratmıyor. Tabiri caizse sokaktaki vatandaş enflasyonun geri geleceğine inanmıyor. Bunda özellikle gıda enflasyonunun etkisi büyük diye düşünüyorum. Malum Haziran ayında programın gereği olarak asgari ücret ara zammı olmadı, maaş ödeyen işletmecilerinde durumu ortada. Tabi taşın altına elini koyan, ara dönem zam yapan firmalar tabi var ama bu firmaların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Hal böyle olunca bireysel kredilerin sorunluluk oranları da rekorlar kırıyor. 2026 yılında bireysel kredilerin sorunlu hale gelme oranı %4,3 - %5,3 arasında değişiyor. En önemli sıkıntı ek hesap ve kredi kartından geliyor. Bu konuda yıl içerisinde BDDK her ne kadar ek hesap ve bireysel krediler tarafında bankalara büyüme sınırı getirse de hane halkının büyük bölümü, hele asgari ücret ve 40.000 TL’ye kadar geliri olanlar ağırlıklı ek hesaptan besleniyor. Kredi kartı tarafı da benzer nitelikte, geçtiğimiz yıllarda taksitlere kısıtlamalar gelse de gerek bireysel gerekse ticari tarafta en önemli ödeme enstrümanı olarak karşımıza çıkıyor.
Dikkat çekici bir bilgi olarak bireysel kredilerde ki bu sorunlardan en az etkilenen bireysel kredi türü olarak konut kredisi dikkati çekiyor. Ülkemizde konut kredisi olarak kullanılan kredilerin son alınan raporlarda sorunlu hale gelme oranı %0,2 olarak en düşük oran olarak gözüküyor. Vatandaş diğer kredi türlerinden çok pozitif ayrılarak konut kredisini bir şekilde ödeyerek başını sokacak evini bankalara kaptırmıyor.
Toparlarsak; Eylül ayında faiz indirin döngüsünün başlaması bekleniyor olumlu sinyal olarak, ancak ABD-İran savaşı devam eder, hiç istememekle birlikte bölgeye yayılırsa işimiz çok daha zorlaşır. İnşallah sükunet sağlanırsa bu yılında sonuna kadar 5 puan indirim gelmesi bekleniyor, politika faizi yıl sonunda 32 seviyelerine gelirse piyasada taksitli krediler %30-35 aralığında olması bekleniyor. Bu şekilde reel piyasanın bir miktar nefes alması, 2027 yılına daha yüksek bir özgüven ve umutla girmesini bekliyorum. Güzel bir ikinci yarıyıl diliyorum, 2027’ye taşınacak umutlarımızın bizi şaşırtacak kadar iyi olmasını temenni ediyor, sevgi ve selamlarımı sunuyorum.