Yıl Dönümü Etkisi ve Yas Üzerine…

Zor zamanların anıları, sıkıştıran hisleri yıl dönümü yaklaştıkça yeniden canlanır.. O gün yaklaştıkça kalpte bir ağırlık, bedende bir huzursuzluk, zihinde tarif edilmesi zor bir gerginlik belirir. 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü de pek çok kişi için böyle bir zamandır. O gün yaşananların üzerinden geçen zamana inat; beden, zihin ve duygular bu tarihe yaklaşırken yeniden hatırlamaya başlar. Soğuyan havalar, kar yağışları, gece yarısı uyandığımız anlar, gökyüzünün rengi hepsi bir tetikleyici dönüşür ve beraberinde o günün izini taşır.

Psikoloji literatüründe bu durum “yıl dönümü tepkisi” olarak tanımlanır. Travmatik bir olayın yıl dönümüne yaklaşıldığında, kişinin duygusal, bilişsel ve bedensel tepkilerinde belirgin bir artış yaşaması oldukça yaygın ve beklenen bir tepkidir.

Yıl Dönümü Etkisi Nedir?

Nasıl ki bir doğum günü ya da evlilik yıl dönümü yaklaştıkça bedende bir heyecan oluşuyorsa, acı bir olayın yıl dönümü de benzer biçimde bedeni ve zihni harekete geçirir. Bu, geriye gidiş ya da “iyileşemedim” anlamına gelmez. Aksine, yasın ve travmanın doğal bir parçasıdır.

Beden Neden Hatırlar?

Travmatik yaşantılar yalnızca zihinsel anılar olarak depolanmaz; aynı zamanda bedensel ve duyusal izler bırakır. Deprem anındaki sesler, soğuk hava, karanlık, saatler, titreşimler, hatta o sırada hissedilen çaresizlik duygusu; sinir sistemi tarafından güçlü biçimde kaydedilir.

Bu nedenle yıl dönümü yaklaştığında:

  • Havanın soğuması,
  • Kar ya da yağmur yağması,
  • Geceleri saat 04.00’e bakmak,
  • Siren sesleri ya da ani titreşimler

bedende bir alarm tepkisini yeniden başlatabilir. Kişi, ortada gerçek bir tehlike yokken bile kalp çarpıntısı, nefes daralması, kas gerginliği ya da “bir şey olacakmış” hissi yaşayabilir. Bu durum, beynin tehdit algı sisteminin devreye girmesiyle ilişkilidir ve bilinçli bir tercih değildir.

Yasın Yıl Dönümü

6 Şubat, pek çok kişi için yalnızca bir felaket tarihi değil; aynı zamanda kolekif bir travma ve büyük bir yasın da simgesidir. Kaybedilen insanlar, yitirilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler… Yıl dönümleri, yasın en zorlayıcı duraklarından biridir. Bu günlerde duyguların yoğunlaşması, özlemin artması, “sanki her şey yeniden oluyormuş gibi” hissetmek oldukça yaygındır.

Bu süreçte bazı kişiler:

  • O günleri düşünmemek için kaçınma davranışları sergileyebilir,
  • Kendini işe, günlük koşuşturmaya ya da başka uyaranlara aşırı verebilir,
  • Sosyal çevresinden uzaklaşabilir,
  • Ya da tam tersine, olan biteni sürekli düşünürken bulabilir kendini.

Tüm bu tepkiler, yasın ve travmanın farklı yüzleridir. Doğru ya da yanlış değildirler; sadece duyulmaya, anlaşılmaya, konuşulmaya, anılmaya ihtiyaç duyarlar.

O Günü Konuşmak Neden İyileştiricidir?

Toplumsal olarak bazen “artık geride bırakalım”, “yeniden konuşmayalım” eğiliminde olabiliriz. Oysa travmatik yaşantılar konuşulmadıkça değil, konuşulabildikçe yerli yerine oturur.

O günü anlatmak:

  • Bedendeki sıkışmış duygulara alan açar ve anlamlandırma sürecini destekler,
  • Yasın donup kalmasını ya da yaşanmamasını değil; yasın içinden geçebilmeyi, yasla kalabilmeyi, yasın ağırlığını kabul edebilmeyi, hayata yasın varlığında devam edebilmeyi sağlar.

Sevdiklerimizle o gün neler yaşadığımızı paylaşmak, kaybettiklerimizi anmak, duygularımıza alan açmak iyileştirici bir temas yaratır. Bu, acıyı artırmaz; aksine acının taşınabilir hale gelmesine yardımcı olur.

Bu Günlerde Kendimize Nasıl Destek Olabiliriz?

Yıl dönümleri zorlayıcı olabilir ama tamamen savunmasız da değiliz. Kendimize küçük ama etkili destekler sunabiliriz:

  • Duygulara izin vermek: “Böyle hissetmemeliyim” demek yerine, “Şu an zorlanıyorum ve nedeni anlayabiliyorum” diyebilmek.
  • Bedeni regüle etmek: Yavaş nefes egzersizleri, yürüyüş, sıcak bir duş gibi bedeni sakinleştiren pratikler.
  • Sınır koymak: Haber akışını ve sosyal medya içeriklerini sınırlamak.
  • Ritüeller oluşturmak: Kaybettiklerimizi anmak için küçük, kişisel ritüeller.
  • Destek istemek: Güvendiğimiz biriyle konuşmak ya da profesyonel destek almak.

Herkesin bir umudu vardır,

bir savaşı,

bir kaybedişi,

bir acısı, bir yalnızlığı,

bir hüznü…

Çünkü herkesin bir gideni vardır, içinden bir türlü uğurlayamadığı…

Turgut Uyar