Yeni bir sayıdan herkese merhaba…
Güne, işe, gündeme, ekonomiye, sorumluluklara, hedeflere… Hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Üstelik artık mesele yalnızca ilerlemek de değil.
Eskiden koşunca bir yere varırdık. Şimdi ise yeni dönemde aynı yerde kalabilmek için bile koşmak gerekiyor.
Bu tempo; girişimcisinden sanayicisine, mavi yakasından beyaz yakalısına, bankacısından sigortacısına kadar hepimizi fazlasıyla yoruyor. Ekonominin gündemini kaçırmamak, yerimizi korumak , işimizi büyütmek, rekabette geri kalmamak, finansal olarak daha güçlü bir noktaya ulaşmak için sürekli bir koşu halindeyiz. Kimseyi yadırgamıyorum; ben de dahil hepimiz aynı şeyi yapıyoruz.
Ama bu kadar koşarken bir şeyi kendimize yeterince soruyor muyuz: Neleri kaçırıyoruz?
En önemlisi zaman geçiyor.
Çocuklarımızla, ailemizle, dostlarımızla geçireceğimiz zaman; yapacağımız bir yürüyüş, başlayacağımız bir spor, doğayla kuracağımız temas erteleniyor. Bugün dinlediğimizde bize iyi gelecek bir müzik, belki hayatımıza renk katacak yeni bir hobi, uzun zamandır yapmak istediğimiz bir başlangıç sürekli “daha sonra”ya kalıyor.
Bir taraftan sosyal hayatımız daralırken, diğer taraftan fiziksel ve ruhsal sağlığımız da bu temponun bedelini ödüyor. Çünkü bütün odağımız işte, ekonomide, büyümekte, küçülmemekte, ayakta kalmakta ve daha fazlasını başarmakta. Büyük meselelerle küçük meseleler arasında sürekli koştururken çoğu zaman kendimize bakmayı unutuyoruz.
Üstelik bütün bunların önemli bir kısmını finansal güvencemizi kaybetmemek veyahut daha fazla finansal güvenceye ve daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabilmek için yapıyoruz.
Bir an için 5,10 yıl öncesine dönelim. Hayat bu kadar hızlı mıydı? “Meşgulüm”, “çok yoğunum”, “vakit bulamıyorum” cümlelerini bu kadar sık duyuyor muyduk? Sanki görünmez bir el hayatın hızını artırdı. Zaman yetmemeye, ilişkiler seyrekleşmeye, insanların birbirine ayırdığı vakit azalmaya başladı.
Elbette dünya da Türkiye de kolay bir dönemden geçmiyor. Ekonomik koşullar, maliyetler, finansmana erişim, rekabet ve değişen ticaret dengeleri iş dünyasının omuzlarındaki yükü her geçen gün artırıyor. Böyle dönemlerde ayakta kalabilmek bile ciddi bir mücadele gerektiriyor.
Ancak belki de yeni dönemde başarıyı yalnızca ne kadar büyüdüğümüzle değil, nasıl yaşadığımızla da ölçmenin zamanı geldi.
Üretmeye, çalışmaya, yatırım yapmaya ve yeni hedeflerin peşinden koşmaya elbette devam edeceğiz. Fakat bütün bunları yaparken hayatın kendisini kaçırmamak gerekiyor. Çünkü kaybettiğimiz bir müşteriyi yeniden kazanabilir, kaçırdığımız bir fırsatın yerine yenisini koyabilir, ekonomik bir kaybı zaman içinde telafi edebiliriz. Ama çocuklarımızın o yaşını, ailemizle geçiremediğimiz bir günü, ihmal ettiğimiz sağlığımızı ya da ertelediğimiz zamanı geri getiremeyiz.
Face Dergisi olarak yıllardır bu şehirde üretenleri, yatırım yapanları, istihdam sağlayanları ve fark yaratan insanları anlatıyoruz. Bu sayımızda da iş dünyasından sanayiye, teknolojiden sağlığa ve yeni girişimlere kadar birçok değerli ismi ve hikâyeyi sizlerle buluşturuyoruz.
Ama belki bu sayıya başlarken hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şu:
Bunca koşuşturmanın içerisinde sizin önceliğiniz ne?
Cevabınız her ne olursa olsun, hayatınızda ona gerçekten yer açabilmeniz dileğiyle…Keyifli okumalar.