Çocuğunuza Şirket Değil, Düzen Bırakın

Ben çocukluğumdan beri birilerine bir şeyler öğretirim. Bu alışkanlığı lise yıllarımda gitar çalmaya başlamamla edindim. Kendilerinden ileride olduğum, yaşça benden bir iki yaş küçük öğrencilerim vardı.

İleri dönemlerde de gitar öğretmek, yine gençlere, bu sefer iş öğretmeye evrildi. Tabii bunlar tamamen gönüllü çalışmalardı. Sonraları hem bilgi hem de tecrübelerimin biriktiği aile şirketleri üzerine çalışmalara başlayınca, bu “öğretme sevdam” ilk olarak aile işletmelerindeki gençlerle devam etti.

İlk yıllarda nispeten daha mütevazı şirketlerdeki sonraki nesil gençlerle olan çalışmam, ben tecrübelendikçe büyük şirketlerde daha büyük hizmetlere, aile anayasalarına, yönetim kurullarına doğru evrilmeye başladı. Bir noktadan sonra fark ettim ki aile şirketleri dendiği zaman, patronların aklında iki noktada “bize yol gösterecek bir danışman lazım” düşüncesi yeşeriyor.

İlki, patron işleri büyütüp çalışanlarını vazifelendirmekte, onlara iş yaptırmakta zorlandığında başlıyor. İnsan yönetme denilen mevzunun dehlizlerinde kaybolmaya başlayınca, çalışanlara iş yaptırmanın “yap” demekle olmadığını anladığında, yönetim bilimi diye bir kavram olduğunu bilmese de bunun bir gereklilik olduğunu fark ediyor.

O evreyi bir şekilde atlatmışsa ve her gün aşırı yorulmayı bu işin rutini sayıyorsa ikinci tokat geliyor.

Ne zaman biliyor musunuz?

Bizim çocuk okulundan mezun olacak, aslanlar gibi ailesinin işinde yardım edecek düşüncelerinin, çocuklarının okuldan gelmesiyle söylendiği kadar kolay gerçekleşmediğini fark ettiklerinde. Nasıl olduğunu da anlatayım.

Birinci evre için ne dedim?
“Her gün aşırı yorulma”

Biz girişimci insanlar, hele ki başarılı olmuş olanlarımız, genelde çalışkan insanlarızdır. Girişimcinin gecesi gündüzü olmaz. Mesai hesabı yapmaz girişimci. Ayrıca bir girişimci o noktaya gelene kadar neler görüp geçirir, üstelik kurnaz tilki gibi avlanmanın kırk bin türlü yolunu bilir. Çalışanlarının yetemediği her noktada da kendisi o boşluğu doldurmak ister. Bu son derece yorucudur ama süreç içinde fark etmez.

Sonra gün gelir, çocuğu kendi yanında başlar. Ebeveyn-evlat ilişkisi ile işçi-işveren rolünün iç içe geçmesi ve bu rollerin net ayrılamaması gibi durumları bir kenara bırakıyorum. O ebeveyn, farkında olmadan aynı yorgunluğu çocuğunun kucağına bırakır. Yıllar içinde kendini geliştire geliştire geldiği noktayı kısa sürede halledilebilecek bir durum sanır. Aynı şeyi çocuğundan da bekler ve bulamayınca hayal kırıklığı yaşar.

Bakın, bu konu benim uzmanlık alanım değil, hayatım. Aynı yollardan ben de bir genç olarak geçtim, şu anda da kendi evlatlarımda aynı hataya düşmemeye gayret ediyorum. Benim huyumdur, size ne tavsiye veriyorsam Veliaht Akademi’de ekibimize ya da kendi girişimcilik serüvenimde kendime uyguluyorum. Ayrıca uzaktan boş konuşmuyorum; yani yalan yok, kolay değildir evlat ile birlikte çalışmak. Bunu da kabul ediyorum.

Ama gelin size ben olsam ne yaparım değil, ben de oldum ve ne yapıyorum, onu diyeyim. Zira bunlar sadece Veliaht Akademi’de ya da benim ailemin şirketlerinde değil, hizmet verdiğimiz danışanlarımızda dahi sonuçlarını çok net gösteriyor.

Çocukları kendi girişimcilik gelişim serüveninizin son aşamasına getirip yerleştiremezsiniz. Kabul görmez, kabul etseler dahi altında ezilirler. İki türlü de çatışırsınız. Peki şimdi sorarsınız, öyleyse ne yapmalı?

Onlara öngörülebilir, köşeleri az çok belli, yönetilebilir bir düzen bırakmaya gayret etmelisiniz. Yönetimsel anlamda bir düzenden bahsediyorum. Şirketinizde nizami, güçlü bir yönetim sistemi olmalı. Çalışanlarınızın nerede, neyi, nasıl yapmaları gerektiği belirli olmalı. Süreçlerin, rollerin ve görevlerin tanımlı olduğu, toplantıların etkili yürütüldüğü bir sistem bu.

Böyle bir sistem içinde en başta çalışanlarınız daha huzur bulacak. Tabii ki işe profesyonel bakmak gerekli ve çocuklarınız da aynı huzura mazhar olacaktır.

Bu noktada olayı, şirketi çocuğa geçirdik ve işimizi tamamladık gibi görmeyin. Şirketi bir sonraki nesle hazırlarken önce şirketin bu geçişi taşıyabilecek bir düzene kavuşması, ardından çocuğun ortaklık ve sorumluluk tarafına hazırlanması gerekir. Mülkiyetin devri de bunun içinde ayrıca düşünülmelidir. Çocuğa ne zaman, hangi şartlarda ve hangi haklarla pay verileceği, şirketin yönetim düzeninden bağımsız ele alınamaz. Aile şirketlerinde hisse devri konusunda da benim için temel ölçü budur. Şirket hazır mı, çocuk hazır mı, aile bu yeni ortaklık düzenini taşıyabilecek kadar kendi içinde anlaşmış mı?

Bir evlada bırakılabilecek en değerli şey, yıllarca sizin omuzlarınızda taşınmış ağır bir iş yükü değil, siz olmadan da çalışabilecek bir düzendir. Çocuğunuz o düzenin üzerine kendi emeğini, kendi aklını ve zamanla kendi tecrübesini koyar. Siz de ona, sizin geçtiğiniz bütün yollardan aynı yorgunlukla geçmek zorunda kalmayacağı sağlam bir başlangıç bırakırsınız.